Belirsizliğin İncili: "Her Şey Bir Nedene Bağlıdır" Yanılgısı
Bu nesiller boyu süregelen, sanki her olay, bizler için bilinmeyen bir dişliler kutusundan gelmiş gibi kesin bir sebep-sonuç bağına sahipmiş gibi kabul ettiğimiz o kadim inanış var ya, işte tam olarak onu masaya yatırmak istiyorum. "Her şeyin bir nedeni vardır." Bu cümle, kulağa bilgece, bütüncül ve hatta bilimsel bir kesinlik gibi geliyor. Sanki bu evren, büyük bir saat mekanizması ve bizim sadece o saatin küçük bir dişlileri olduğumuz yanılsamasına düşüyoruz. Bu deterministik bakış açısı, özellikle de büyük olayları, toplumsal kırılmaları ya da kişisel başarısızlıkları incelerken, bizi büyük bir rahatlık ve aynı zamanda büyük bir yanılgıya sürüklüyor.
Öğretmenlik yıllarımdan bu yana, bir şeyleri neden-sonuç ilişkisine oturtmaya olan ısrarım vardı. Bir öğrencinin başarısızlığını, sadece o anki kusurlu sınav kağıdına değil, geçmişteki beslenme alışkanlıklarından, yetiştirilme tarzındaki mikro farklılıklara kadar uzanan uzun bir kronolojiye bağlardım. Bu, sağlam bir analizin parçasıdır. Ancak ben şimdi, bu bütünsel bakış açısının bir noktada bir sapmaya uğradığını görüyorum: Mükemmeliyetçi Tahmin Yanılgısı.
Bizler, bir olayı anlatırken, o olayın ancak mükemmel bir zincirleme reaksiyon sonucu meydana geldiğine inanmaya meyilliyiz. Bir ekonomik durgunluk yaşandığında, "Bu, 1980'deki yapısal uyumsuzluğun doğrudan sonucudur," diye bağlarız. Bu doğru bir tespit olabilir. Fakat bu analize, o günkü küçük bir hava basıncı değişikliği, o günkü borsadaki öngörülemez bir psikolojik hareket ya da sadece o dönemde ortaya çıkan bir kültürel duyarlılık gibi, bilinmeyen, kaotik parametreleri de dahil ettiğimizde, bütün çıpa atmış oluruz.
Gürültü ile Sinyalin Sınırında Bir Durup Geçmek
Hayatın akışı, ne yazık ki, temiz bir matematik denklemi değildir. Birçok olay, bilinçli bir niyetin ürünü değil; ardışık, bağımsız, neredeyse rastgele görünen titreşimlerin birikimidir. Ve bu rastlantılar dediğimiz şey, aslında en büyük yanılgımızdır. Onları bizim bilinçli sebeplerimizle eşleştirmeye çalıştığımızda, olay örgüsünü gereğinden fazla karmaşıklaştırır, ya da daha kötüsü, basitleştiririz.
Bakınız, şu an okuduğumuz bu satırlar bile, birbiriyle mükemmel bir neden-sonuç ilişkisi kurarak var olmadı. Buradaki kasvetli, Ankara akşamüstü düşüncesi, yıllar önce bir anda değil; yüzlerce okuduğum metnin, sindirdiğim çelişkili fikirlerin, biriken bir basınçla bu sayfaya doğru itilmesiyle ortaya çıktı. Bu, bir anda patlayan bir balon değildir; göçü olan, yavaş yavaş şişmiş bir jeldir.
Bu yüzden diyorum ki, bir durumu incelediğinizde, en güçlü ihtimal olan nedeni bulduğunuzda, o ihtimalin gerçekten o kadar merkezi olup olmadığını sorgulayın. Belki de o büyük resmi çizen, bütün bu parçaları zorla uyumlandırmaya çalıştığınız o tekil "ana neden" değildir. Belki de sadece, bilinçli zihnimizin o karmaşaya biçtiği, kulağa en mantıklı gelen bir "hikâyeleşmedir."
Belirsizliğe karşı bu aşırı ihtiyatlı yaklaşımla, belki de en iyiye ulaşırız. Çünkü en sağlam yapılar bile, en iyi niyetle kurulanlar değil, beklenmedik kaosa karşı ayakta kalmayı başaranlardır.