Merzifon'dan Ankara'ya Tartışmalar

Murat Bilge:~$ cat posts/Bir Öğretmenin Defterindeki Rastgele Sayılar ve Hayatın Denklemi.md

Bir Öğretmenin Defterindeki Rastgele Sayılar ve Hayatın Denklemi

Yıllar önce, öğretmenlik mesleğinin en ince ayrıntısına gelmiştim. Matematik bilgisi, benim için sadece formüllerden ibaret değildi; aynı zamanda bir tahminde bulunma sanatıydı. Öğrencilerimle birlikte, özellikle de lise son sınıflardaki o zorlu dönemlerde, rastgele sayı üreteçleri üzerinde çalışırdık. Birçok öğrenciye göre bu, tahta başında yazılı bir ritüeldi; benim içinse, kaosun düzeniyle yüzleşmek demekti. Onlar bunu bir egzersiz olarak görürken, ben bilinçaltımda hayatın o büyük denklemini kurmaya çalışıyordum.

O dönemlerdeki öğrencilerin çoğu, her şeyin bir nedeni olması gerektiğine inanmaya çok yatkındı. Eğer bu sayının belirli bir dağılımdan gelmediği söylenseydi, hemen "Ama neden?" diye sorarlardı. Bu sorgulama doğal bir merakın göstergesi olsa da, bazen o gereksiz mükemmeliyetçilik bu durumu bir kusur olarak görmelerine neden oluyordu. Sanki doğanın kendisine bile bir yazılı kılavuzun olması gerekiyormuş gibi düşünüyorlardı.

Ben ise bazen, özellikle de zorlandığım bir konu ya da karşımda duran karmaşık bir sosyal olguyla karşılaştığımda, bu direnci hissediyordum. Her şeyi düz bir çizgiye oturtma, her olayın neden-sonuç zincirinin en sağlam halkasını bulma çabası... Bu, özellikle büyük ölçekli sistemleri incelerken, yani bir ülkenin sosyo-ekonomik yapısını okumaya çalışırken karşılaşılan o tanıdık takıntıdır. Her şeyin mükemmel bir simetri içinde olması gerektiği yanılgısıdır bu. Sanki yaşam, çözülmeyi bekleyen bir denklemmiş gibi davranılır.

Bir keresinde, sınıfımızda küçük bir tartışma çıktı. Bir grup, ulaşmaya çalıştığımız rastgelelik seviyesinin yeterince "rastgele" olmadığına dair ısrarcıydı. Sanki bir bilgisayarın ürettiği sayının, insan deneyimine dokunacak derinlikte olamayacağını savunuyorlardı. O an, o kavramsal direnç benim kendi içimde de yankılanıyordu. Yeni bir sosyal dinamik oluştuğunda, eski kalıplarla onu zorla uyumlu tutmaya çalışıyordum. Oysa bazen, değişim o kadar daima yumuşak bir geçişle olmaz; tıpkı benim çocukluğumda karşılaştığım bazı doğal olaylar gibi, ani ve beklenmedik bir sıçramayla ortaya çıkar.

İnsanlık durumu böyledir sanırım. Büyük sistemler, mikro düzeydeki bütünsel bir uyum gerektirmez; onlar, küçük ölçekte tohumlanmış olan ve sonra beklenmedik bir hızla büyüyen, kimi zaman dağınık girdilerin karmaşık etkileşimidir. O zoraki uyumu sağlamak yerine, o gürültünün, yani benim gençlik yıllarımda ifade ettiğim gibi "gürültü" olarak gördüğünüz o rastgele arka planın, aslında sistemin kendisi olduğunu kabul etmek gerekir. O zaman, analizimiz tamamlanır; çünkü artık elimizde sadece bir sonuç değil, o sonuca varan tüm potansiyel yolların kaosu vardır. Ve bu kaos, en değerli veridir.