Bir Öğretmenin Gözünden Rastgelelik: Öğrenme Eğrisinin Ötesindeki O Anlar
Yıllarca sınıflarla uğraştım. Sayılarla, dilbilgisi kurallarıyla, tarihsel süreçlerin zorunlu mantığıyla uğraştım. Benim için her şey, belirli bir nedensellik zincirine bağlıydı. Bir kavramı anlamak için doğru ön koşul gerekiyordu; bir olgunun doğal sonucu vardı. Bu, bir öğretmen için en doğal, en güvenli zihinsel alandır. Her şeyin bir mimarisi, bir nedeni vardı. Tıpkı iyi bir matematik problemi gibi, çözülmeyi bekleyen net bir yapısı vardı.
Ancak bu uzun öğretmenlik yılları, aynı zamanda bana en büyük meydan okumayı da sundu: Hayatın, bazen tüm o kusursuz formülleri çiğneyen, öngörülemez bir kaosta nasıl cereyan ettiğini görme zorunluluğu. Ve bu kaosa dair en saf deneyimlerimi, artık bu taşın altındaki pencereden, bu Ankara sabahlarında yaşıyorum.
Geçenlerde bir gençle sohbet ettim. Üniversiteden yeni mezun olmuş, parlak bir zekâsı vardı ama aynı zamanda derin bir kaygı taşıyordu. Planlar yapıyordu, her kararı en ince ayrıntısına kadar hesaplıyordu. Sanki hayat, çözülmesi gereken bir denklemmiş gibiydi. "Usta," dedi, "eğer her şeyi kontrol edersek, hata payını sıfıra indiririz ve mükemmel sonuca ulaşırız." Bu, o dönem benim de içimde yankılanan, entelektüel bir savunmamdı.
Gülmeden edemedim. O genç arkadaşımın bu takıntısı, benim kendi çocukluğumun o aceleci özetlemelerinden bir yansımasıydı belki de. Bizler, sistematiği o kadar erken benimseyip, o kadar mükemmeliyetçiliğe ulaşmaya çalışınca, bazen en değerli girdileri kaçırıyoruz.
Fakat yaşam, o mükemmel denklem değildir. Yaşam, enstrümanınıza beklenmedik bir titreşim gelmesi gibidir. Bir ritim tutturmaya çalışırken, ortaya çıkan o aradaki ‘boşluklar’ bazen müziğin kendisi olur. Benim için bu boşluklar, rastlantısal gelen bilgilerdir. Bir gazete kupüründen okuduğum beklenmedik bir ekonomik verinin, aylardır düşündüğüm toplumsal bir gerilimi başka bir bağlamda ete kemiğe büründürmesi gibi. Bir kış gecesi, radyodan gelen kesik kesik bir konuşmanın, o gün yaşadığım büyük bir toplumsal değişimle birebir örtüşmesi gibi.
Bunlar, önceden planlanmamış girdilerdir. Ne bir hipoteze uyar ne de bir kurala uyulur. Gelirler, onu kabul eder ve işte orada, o beklenmedik eşleşmenin doğurduğu yeni anlayış, o öngörülmemiş "aha!" anı belirir. Rastgele görünen bu girdiler, eğer doğru bir filtreye sahipseniz, yani onu dinleyecek sabrı, geçmiş deneyimlerinizi biriktirmişseniz, en güçlü sentezleyici haline gelirler.
Öğrenci yıllarımdan gelen o "her şeyin bir nedeni olmalı" ısrarını, artık bu rastgele geleneğe karşı bir saygı ile değiştiriyorum. Hayatın en derin dersleri, genellikle en ulaşılmaz, en tesadüfi anlarda gizli oluyor. Ve bu, hem büyük bir öğrenme hem de büyük bir alındırılık gerektiriyor. Kontrol etmeye çalışmak yerine, her şeye bir kulak vermek... İşte bu, belki de artık bu yaşta hakikate en yakın olduğum nokta.