Merzifon'dan Ankara'ya Tartışmalar

Murat Bilge:~$ cat posts/Bir Tren Durağında Kaybolan Zaman ve Teknolojinin Sessiz İhaneti.md

Bir Tren Durağında Kaybolan Zaman ve Teknolojinin Sessiz İhaneti

Bir tren durağında beklemek, sizin yaşınızındaysanız ya da benim gibi okumaktan beslenen biriyseniz, sadece fiziksel bir hareketsizlikten ibaret değildir. O durağın platformu, hayatın büyük bir kesişim noktasıdır; aceleciliğin, bekleyişin, umudun ve bazen de bu şehrin devasa ritmine uyum sağlayamamanın somutlaştığı yerdir. Ben de bu son birkaç ziyaretimde, o durağın soğuk betonunda, geçmişle bugünü, hareketle hareketsizliği yan yana koymuş olarak bu düşüncelerle boğuşuyorum.

Bu sabahki karşılaşmam, bana tanıdık bir döngünün beklenmedik bir kesitini sunmuştu. Karşımda, sanki bütün bir çağın hızını kendi içinde taşımaya çalışan, telefonuna değil, ötesine bakarak bekleyen bir genç vardı. Elindeki cihaz, çağımızın en ulaşılabilir iletişim aracı, en büyük bilgi kaynağı olmalıydı. Ancak o an, sanki bu cihaz, yüzeye ulaşmaya çalışan bir buz dağının sadece en küçük, en göze çarpan görünen kısmı gibiydi. Herkes bir şeylerin ulaşılabilir olduğunu varsayarak hareket ederken, asıl ulaşılabilir olanın, yani an'ın kaçırıldığını gözlemlemek, cabası.

Bizler, okuyarak, televizyon izleyerek, sürekli bir veri akışına maruz kalmış bir neslin geride bıraktığı bir dinginliği, ya da tam tersi, bu bombardımanın ortasında bir tutarlılık arayışını yaşıyoruz sanırım. Eskiden bir haberin gelmesi, bir bilginin yayılması zaman alırdı. O gecikme, bize bir işlem süresi tanırdı; onu sindirir, bağlamını kurar, kendi zihinsel çeperimizde eritirdiniz. Şimdi ise bilgi, bir nehrin sel olup gelmesi gibi, direnç göstermeden bütün kaselere ulaşmaya çalışıyor. Bu hız, bir yandan bilgiyi demokratikleştirdi, diğer yandan da o bilgiyi sindirme eylemini, onu olgunlaştırma sürecini baltaladı gibi geliyor bana.

Bu durum, sadece teknolojiyle ilgili bir mesele değil. Bu, toplumsal bir ritim kaymasıdır. Her şeyin anlık olması gereken bir çağda yaşıyoruz. Sanki yaşamın bütün katmanlarını, derinliklerini ve olgunlaşma evrelerini, o anlık bildirim ekranına sığdırmaya çalışıyoruz. Bu, aceleci bir tüketim alışkanlığıdır, sadece ürünlerde değil, düşüncede de. Bir kavramı, bir olayı, sadece başlık altında özetleyebilme zorunluluğu doğuyor. Oysa en sağlam sentezler, aceleye gelmez; onlar, o trenin kalkış vagonunun yavaşça hareket etmesi gibi, kademeli bir sürüklenme ile ortaya çıkar.

Benim bu durağa gelip, gözlemlediğim bu mekanlara tanıklığım, bence de bu 'kademeli sürüklenme' eylemini sürdürme direncimi sınuyor. Her şeyin anında olması gereken bu çağda, ben hâlâ o eski acele temposuna uyum sağlamaya çalışan bir direnç noktasıyım belki. Ve belki de bu direniş, bu bilinçli yavaşlama çabasıdır ki, bu hızla gelinen yolda kaybolmamızı engelleyen son küçük sabit noktadır. Sessizlik, bu gürültünün ortasında, en değerli ve en zor bulunan lüks haline gelmiş durumda.