Merzifon'dan Ankara'ya Tartışmalar

Murat Bilge:~$ cat posts/Tesadüfün Sınırları ve İnsanın Bu Yanılsaması.md

Tesadüfün Sınırları ve İnsanın Bu Yanılsaması

Her yeni "tesadüf" dediğimiz olay ortaya çıktığında, bir insan olarak önce o olayın kaotik güzelliğine hayran kalırız. Birinci sınıf öğrencim olan gençlere bu durumu anlatırken, benim de kendi zihnimin bir parçası olarak bu yanılgıya düşmek kolay oluyor. Sanki hayatın tüm karmaşıklığı, kontrol edilemeyen küçük bir ivme, basit bir tesadüfün ta kendisiymiş gibi algılanıyor. Örneğin, bir zamanda kurduğum birkaç bürokratik engelin ardından gelen o mükemmel zamanlamalı randevu, ya da yıllar sonra karşıma çıkan ve sanki hep varmış gibi hissettiren bir tanıdık... Bunların hepsini küçümseyerek "kader böyleymiş" diye geçiştiriyoruz.

Bu rahatlık, aslında en tehlikeli entelektüel tembelliktir kanaatimce. Bizler, yani toplumsal yapının nabzını tutmaya çalışanlar olarak, bu "tesadüfler" dediğimiz anlık durumların altında yatan sürekliliği görmezden gelme lüksüne sahip değiliz. Bir sistemin içinde yaşıyorsanız, o sistem bir dengeye ulaşmış ya da bilinçli olarak belirli parametrelerle çalışıyordur. Bu dengeyi bozacak kadar büyük bir dış şok gelmediği sürece, küçük dalgalanmaların hep aynı sınırlar içinde dans ettiğini fark etmek gerekir.

Anlık Gürültü mü, Yapısal Titreşim mi?

İnsan aklı, karmaşık bir örüntüyü gördüğünüzde onu basitleştirme eğilimindedir. En kolay yolu da "rastgelelik" etiketi yapıştırmaktır. Sanki üç ay önce başlayan bir ekonomik yavaşlamanın ardından gelen küçük bir piyasa düşüşü, tamamen birbirinden bağımsız üç ayrı olayın tesadüfen üst üste gelmesiymiş gibi algılanır. Oysa benim yıllar içinde gördüğüm kadarıyla, bu düşüşler birbiriyle konuşan hücrelerdir. Bir alandaki gerilim, vücudun başka bir organında kendini gösteren bir basınç gibidir.

Benim için önemli olan, bu mikro düzeydeki olayların büyük resme nasıl geri beslendiğidir. O "tesadüfi" görünen randevu, aslında o bürokrasiyi en ince detayına kadar olan süreçte kurduğunuz dosyalarınızın, sizin o döneme dair bilinçaltı direncinizin vücut bulmuş halidir. Oysa bizler bunu, "hava sürükledi" diyerek geçiştiriyoruz.

Filtrenin Önemi

Burada büyük bir fark ortaya çıkıyor: Gözlemci ile öyküleyici arasındaki o ince çizgi. Öyküleyici, olayı anlatır ve "bu benim tesadüfüm" der. Gözlemci ise olayı kaydeder ve sorar: "Bu tesadüf neden bu zamanda, bu kişilerle kesişti? Aradaki görünmez bağ neydi?"

Eğitimin bana öğrettiği en değerli derslerden biri de buydu: Her olay, bir önce gelen olayın beklenmedik ama zorunlu bir sonucu olabilir. Direnç gösterdiğimiz algı, aslında sistemi çözme çabamızın vücut bulmuş halidir. Bir öğretmenin, bilgiyi parçalara ayırıp her birinin kökene inmesini istemesi gibi; biz de toplumsal olayların yüzeydeki karmaşasına değil, o alt katmanda birbirine bağlanmış olan yapısal diline odaklanmalıyız.

Bu yüzden, bir sonraki "tesadüfi" karşılaşmanız olduğunda, aceleyle omuz silkmekten vazgeçin. Biraz durun. O anlık çarpışmanın, yıllardır vücut bulmaya çalışan bir gerilimin küçük bir sızıntısı olup olmadığını düşünün. İşte o zaman, rastgelelik miti yavaşça dağılmaya başlar ve geriye sadece öğrenilecek bir ders kalır.